Keloğlan ile Devler
Keloğlan'ın tatlı dili ve lezzetli yemekleriyle devleri dize getirdiği sıcacık bir hikaye.

✨ Tema: Dostluk, Paylaşmak, Cesaret, Önyargıları Kırmak, Nezaket💖 Duygu: Neşeli, Güven Veren, Sakinleştirici 🌙 Yaş: 3-5 yaş 🎯 Mesaj: Tatlı dil ve paylaşmak, en büyük öfkeyi bile sevgiye dönüştürebilir.
📜 İçindekiler
- Keloğlan’ın Cesur Kararı
- Dağ Yolunda Neşeli Bir Yürüyüş
- Mağaradaki Gürültücü Devler
- Sihirli Sofra ve Büyük Dostluk
- Köyde Şenlik ve Tatlı Rüyalar
Keloğlan’ın Cesur Kararı
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Uzak diyarların birinde, şirin mi şirin, yeşillikler içinde bir köy varmış. Bu köyde, herkesin çok sevdiği, zeki mi zeki, birazcık da yaramaz ama kalbi pırlanta gibi bir Keloğlan yaşarmış. Keloğlan, başında tüy bitmemiş kel kafasıyla güneş gibi parlar, annesine yardım eder, köy meydanında çocuklara masallar anlatırmış.
Günlerden bir gün, Keloğlan’ın annesi pencerenin kenarına oturmuş, derin derin iç çekiyormuş. Keloğlan, annesinin bu halini görünce hemen yanına sokulmuş:
“Ah benim güzel anam, gül yüzlü sultanım! Neden böyle kara kara düşünürsün? Gemilerin mi battı, yoksa tavukların mı kaçtı?” diye şakayla sormuş.
Annesi başını okşamış oğlunun:
“Ah Keloğlan’ım, keleş oğlanım. Duymadın mı? Komşu köyün tepesindeki dağlarda yaşayan devler, son günlerde çok huysuzlanmış. Bağları bahçeleri eziyor, gürültüleriyle herkesi korkutuyorlarmış. Kimse onlara söz geçiremiyor, köylüler korkudan evlerinden çıkamaz olmuş.” demiş.
Bizim Keloğlan ile Devler arasında geçecek maceranın ilk adımı işte o an atılmış. Keloğlan gülümsemiş, göğsünü kabartmış:
“Aman anneciğim, korkulacak ne var? Belki de o koca devlerin bir derdi vardır. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır derler. Ben gidip onlarla bir konuşayım, bakalım dertleri neymiş?” demiş.
Dağ Yolunda Neşeli Bir Yürüyüş
Annesi önce itiraz etse de, Keloğlan’ın ne kadar akıllı ve iyi kalpli olduğunu bildiğinden sonunda razı olmuş. Keloğlan’ın heybesine taze pişmiş mis gibi çörekler, bir tencere dolusu yaprak sarması ve kocaman bir bakraç ayran koymuş. Keloğlan, annesinin elini öpüp duasını aldıktan sonra yola koyulmuş.
Yol uzunmuş ama Keloğlan’ın neşesi yerindeymiş. Ormanın içinden geçerken kuşlar ona cıvıl cıvıl şarkılar söylemiş, ağaçlar dallarını eğip onu selamlamış. Keloğlan da onlara ıslıkla karşılık vermiş. Yürürken kendi kendine mırıldanıyormuş:
“Ben bir garip Keloğlan’ım,
Eşeğim yok ama yayanım,
Heybemde aşım var,
Kalbimde sevgim var!”
Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Sonunda devlerin yaşadığı o kocaman, dumanlı dağın eteklerine varmış. Dağ o kadar yüksekmiş ki, tepesi bulutların arasında kayboluyormuş. Ama bizim cesur Keloğlan hiç korkmamış. Adımlarını sıklaştırmış ve tırmanmaya başlamış.
Mağaradaki Gürültücü Devler
Akşama doğru Keloğlan, devlerin yaşadığı mağaranın kapısına varmış. Mağaranın ağzı o kadar büyükmüş ki, içinden koca bir nehir bile geçebilirmiş! İçeriden gürültülü sesler geliyormuş:
“GÜM! GÜM! GRRR! ÇOK ACIKTIK! KARNIMIZ ZİL ÇALIYOR!”
Meğer devlerin bütün huysuzluğu açlıktanmış! Keloğlan bunu duyunca bıyık altından gülmüş. Yavaşça mağaradan içeri süzülmüş. İçeride üç tane kocaman dev varmış. Biri taşa oturmuş somurtuyor, diğeri karnını tutuyor, öbürü de oflayıp pufluyormuş.
Keloğlan gür sesiyle seslenmiş:
“Selamün aleyküm dev kardeşler! Bu ne gürültü böyle? Dağları taşları inletmişsiniz!”
Devler, ayaklarının dibindeki bu küçücük insanı görünce şaşkınlıktan donup kalmışlar. En büyük dev, gürleyen bir sesle sormuş:
“Sen de kimsin bücür? Bizden korkmuyor musun? Bak karnımız çok aç, seni tek lokmada yutarız!”
Keloğlan hiç istifini bozmamış:
“Ben Keloğlan’ım. Beni yemek karın doyurmaz ki! Hem ben size dostluk getirdim, bir de annemin mis gibi yemeklerini getirdim. Aç ayı oynamaz derler, hele bir oturun bakalım!” demiş.
Sihirli Sofra ve Büyük Dostluk
Keloğlan hemen heybesini yere indirmiş. Sanki o küçücük heybe sihirliymiş gibi, içinden çıkardıkça çıkarmış! Önce dumanı üstünde tüten pilav tenceresini, sonra nar gibi kızarmış börekleri, ardından da o lezzetli sarmaları sofraya dizmiş. Mağaranın içi bir anda anne yemeği kokusuyla dolmuş.
Devlerin gözleri fal taşı gibi açılmış. Hayatlarında hiç böyle güzel kokular duymamışlar. Keloğlan, “Buyurun dostlar, afiyet bal şeker olsun!” diyerek onları davet etmiş. Devler o koca elleriyle nazikçe yemekleri yemeye başlamışlar. Yedikleri her lokmada yüzlerindeki o kızgın ifade silinmiş, yerini kocaman, tatlı bir gülümseme almış.
Karnı doyan devlerin en büyüğü, Keloğlan’a bakıp utanarak başını eğmiş:
“Biz açlıktan ne yaptığımızı bilmiyorduk Keloğlan. Kimse bize yemek vermiyor, herkes bizden kaçıyordu. Sen ise küçücük boyunla bize kocaman bir sofra kurdun. Bize niye iyilik yaptın?”
Keloğlan gülümsemiş:
“Çünkü aç insan kızar, tok insan dost olur! Paylaşmak yemeği azaltmaz, aksine sevgiyi çoğaltır.”
Devler bu sözden çok etkilenmişler. Birbirlerine bakıp söz vermişler. Artık kimseyi korkutmayacaklar, tam tersine güçlerini iyilik için kullanacaklarmış.
Köyde Şenlik ve Tatlı Rüyalar
O günden sonra her şey değişmiş. Devler köye inmiş ama kimseyi korkutmak için değil, yardım etmek için! Koca elleriyle tarlaları bir çırpıda sürmüşler, kurumuş ağaçları sulamışlar, kışın köylülere dağdan odun taşımışlar. Köylüler de devleri çok sevmiş. Her akşam onlara kazanlar dolusu yemek pişirip göndermişler.
Keloğlan ise devlerin en yakın arkadaşı olmuş. Bazen mağaraya gidip devlerin avucuna oturur, onlara kaval çalarmış. Devler de o güzel ezgilerle mışıl mışıl uykuya dalarmış. Köyde artık korku değil, neşe ve kahkahalar yankılanırmış.
İşte böyle benim güzel yavrum… Keloğlan bir kere daha göstermiş ki; en büyük devi bile dost yapmak mümkün, yeter ki kalbin temiz, niyetin iyi olsun. İyilik, en sert kapıları bile açan sihirli bir anahtardır.
Şimdi sen de gözlerini kapat, yumuşacık yastığına başını koy. Belki rüyanda Keloğlan ile birlikte devlerin omzunda bulutlara dokunursun. Gökyüzünden üç elma düşmüş; biri anlatana, biri dinleyene, biri de bu gece mışıl mışıl uyuyan güzel çocukların başına… İyi geceler, tatlı rüyalar. ✨🌙
🌈 Masaldan Ne Öğrendik?
- 💫 Önyargılı olmamalı, insanları tanımaya çalışmalıyız.
- 💫 Paylaşmak ve iyilik yapmak, en zor görünen sorunları bile çözer.
- 💫 Tatlı dil ve nezaket, kaba kuvvetten her zaman daha güçlüdür.
Ebeveyn Notu: Bu masalı okuduktan sonra çocuğunuza ‘Sence devler neden başta kızgındı?’ diye sorarak empati yeteneğini geliştirebilirsiniz. Ayrıca ‘Senin elinde sihirli bir heybe olsa içinde ne taşırdın?’ sorusuyla hayal gücünü destekleyebilirsiniz.


